Çok moda bir terim oldu değil mi, “Kadınların İş Yaşamındaki Varlıklarını Destekliyoruz” diyor birçok önemli kurum.

İş’te Eşitlik Bildirgeleri, WEP’s imzalanıyor.

Bu bildirgenin imzalanmasına paralel olarak kurumlar kendi içlerinde birçok prosedürü – işe alımdan, kurum içi kariyer yönetimine kadar – kadın çalışan sayısının arttırılmasını sağlamak için revize ediyor ve pozitif ayrımcılık sağlıyor.

Peki sizce bu kurumlar bunu sadece toplumda, aile sistemlerinde kadının güçlenmesi, ekonomik özgürlük kazanarak söz sahibi de olabilmesi için, yani sadece bir sosyal sorumluluk bilinci ile mi yapıyor?

Mutlaka altında böyle bir niyetleri de olabilir, bununla birlikte büyük ihtimalle çokça farkında olunmayan bir gerçeğin de farkındalar:

“KADIN ÇALIŞANLARININ HEM KURUMLARININ FİNANSAL PERFORMANSLARINA HEM DE KURUM KÜLTÜRÜNE YAPTIKLARI KATKININ”.

Şirketler kar odaklı yönetiliyorlar çoğu zaman. Araştırmalar da içlerinde daha fazla kadın lider/çalışan bulunduran kurumların daha iyi finansal sonuçlara ulaştığını gösteriyor. Dünya genelinde 2000 kurumda yapılan bir çalışmada daha yüksek oranda kadın çalışanı olan kurumların finansal anlamda daha başarılı oldukları görülmüş.

Finansal olarak en tepedeki %20 şirketteki çalışanların ortalama %37’sinin kadın , tersine en alttaki %20’lik dilimdeki şirketlerde bu oranın %19 olduğu görülmüş. Yapılarında en az %30 kadın lider bulunduran kurumaların 12 kat daha fazla tepede oldukları tespit edilmiş.

2010 yılında Harward Business School’da yapılmış bir araştırmada, daha çok kadın üyesi olan ekiplerin daha iyi kararlar aldığı görülmüş. Çalışma ekip üyelerinin her birinin IQ’sundan bağımsız olarak içinde daha çok kadın olan ekiplerin düzenli olarak daha iyi kararlar aldığı ortaya çıkarmış.

Kadınların sergilediği hangi yetkinliklerin kolektif IQ’ya bu şekilde bir katkı yaratmasını sağladıklarını başka bir makalemizde detayları ile değineceğiz.

Şimdi ise birazcık size biraz biyolojiden bahsetmek istiyorum 😊 Merak etmeyin sizi sıkacak kadar detaya girmeyeceğim; bununla birlikte sizlere kadın ve erkek beyni ile ilgili çarpıcı olduğunu düşündüğüm bazı bilgi ve verileri paylaşacağım.

Beyinle ilgili yapılan araştırmalar göstermiş ki, kadın beyni ve erkek beyni olarak bir ayrım yapmak doğru değilken “dişi beyin” ve “erkek beyin” diye bir ayrım yapmak mümkün. Kadınlar erkek beyinli olabildiği gibi, erkekler de dişi beyinli olabiliyorlar, bununla birlikte ortalamaya baktığımızda kadınlar daha çok dişi beyinli, erkekler ise erkek beyinli. Ve tek tip bir erkek beyni ya da dişi beyni yok, sonsuz bir skalada farklılık gösteriyor insan beyni.

Peki nedir dişi beyin ve erkek beyni arasındaki konumuzla ilgili olan kritik farklar? Biliyorsunuz beynimiz sol ve sağ olmak üzere 2 yarım küreden oluşuyor. Erkeklik hormonu olarak bilinen testosteronun anne karnındaki bebeğin gelişiminin tümünde ve özellikle son 1-2 aylık döneminde daha fazla salgılanması ile birlikte erkek bebeklerde beynin sol yarı küresinin kız bebeklere göre daha az geliştiği görülmüş. Beynimizin ön bölgesi, yani frontal bölge olarak adlandırılan bölgesi insanları şempanzelerden ayıran temel bölge ve

·        Geleceği planlamak,

·        Tedbirli olmak,

·        Sosyal ilişkileri yönetmek,

·        İrade kullanmak

Gibi yetileri yöneten bölge. İşte sol beyin daha gelişmiş olan doğan kız bebekler, daha doğrusu dişi beyin, daha doğuştan bu konularda daha yetkin oluyor ve hayata daha merhaba derken oluşmuş olan bu fark kelebek etkisi gibi erkek ve dişi beynin hayatına yansıyor.

Peki bu yetilerin farklı olmasını biz ilk bebeklik/ çocukluk döneminde nasıl gözlemliyoruz diye bakarsak aslında birçok anne babanın erkek çocuklarının hareketliliği, tedbirsizliği konusunda veryansın edişleri aklıma geliyor. Yani aslında erkeklerin daha bebeklikten itibaren daha az tedbirli oluşları, onların daha kolay risk almalarını ve dolayısı ile de daha hızlı, tüm detayları düşünmeden daha rahat karar alabilmelerini sağlıyor. Bu çocukluk döneminde belki daha fazla düşmelerine, yaralanmalarına ve anne babalarının akıllarını çıkarsalar da temelinde bu var.

Şakak bölgemizde beynimizde özellikle sol tarafta baskın olan merkez ise konuşma merkezi. Yanlış anlaşılmasın 😊 bu bölgenin dişi beyinde daha gelişmiş olması kadının daha fazla konuşmasını değil; dili daha etkin kullanmasını sağlıyor. Sadece konuşma değil, konuşma ile birlikte işitme konusunda de dişi beyin çok daha fazla gelişmiş. Ses işitme aralıkları çok daha geniş. Bu nedenle birçok kadın eşine “benimle bağırarak konuşma” derken eşi “kim bağırıyor” diye daha yüksek sesle karşılık verebiliyor, çünkü erkek beyni bu yükselmenin farkında bile olmayabiliyor.

Dişi beyin aynı zamanda yüz okuma, duygu okumada da çok iyi”. Böyle bir yüz gördüğünde erkek de kadın de bilişsel olarak bu kişinin üzgün olduğunu tanımlayabiliyor, bilişsel empati mevut. Ama erkek için üzgün “tamam da bana ne” oluyor. Oysa kadın “duygusal empati” gösterebiliyor ve o kişi ile birlikte kendi de üzüntü hissedip kendini onun yerine çok daha becerikli bir şekilde koyabiliyor.

Dişi ve erkek beyinle ilgili bir önemli fark da dişi beynin mozaik yapıda düşünmesi, erkek beynin ise görece olarak çok daha lineer. Ne demek istiyoruz? Kadın beyni birçok konuyu birbiri ile bağlantılı olarak düşünebiliyor, aradaki bağlantıları çok rahat kurabiliyor. Erkek beyni ise daha lineer düşünüyor. Hayatımızın her alanında bunu sıkça gözlemliyoruzdur. Klişe bir örnek olacak ama örneğin bir seyahate çıkarken kadın her türlü olasılığı düşünüp buna göre hazırlık yaparken, erkek 3-5 eşya ile çantasını kapatabiliyor.

Biyolojiden kaynaklanan farklar ile kadın iş hayatının da temel gerekliliği olan organizasyon, empati, etkili iletişim gibi bir çok yetkinliği doğası gereği de becerikli bir şekilde uygularken, bir yandan da tedbirliliğinin ve etraflıca düşünmesinin zaman zaman da zorluklarını yaşayarak bir farklı görevler almada çekingen kalabilme, kendine güveniyor olsa da bunu ifade edebilme, empati yapabilmesi dolayısı ile çevresi tarafından olumsuz anlamda “duygusal” olarak etiketlenebiliyor yine başka bir makalemizde de değineceğimiz gibi bazı sosyal yükler ile de kurum hayatında var olmakta zorlanabiliyor.

Kadınların daha fazla dişi beyne sahip oluyor olmaları ve evrimsel olarak kendilerine verilmiş olan “annelik” ile bir yeni doğanı anlama, empati kurabilme, onu yüreklendirme, gelişimi için alan tutma, ortam sağlama ve bunu yaparken de sosyal ilişkileri yönetme, mozaik düşünme yapısı ile bir çok kişi/konu arasındaki bağları çok güçlü bir şekilde kurabilme yetenekleri kadınların ister iş yaşamı, isterse de hayatlarının diğer alanlarında daha fazla katılımcı karar alan, insanları kararlara ve süreçlerin tasarmına dahil eden, yani kadın erkekten bağımsız “çeşitliliğe”, sistemlerdeki her sesin duyulmasına olanak tanıyan bir tarz sergilemelerini sağlıyor.

Tabi ki bir an gelecektir ve hızla sonuca varmak ya da karar almak da gerekecektir. Ama günümüz dünyasında, özellikle yetişmiş Y kuşağı ve yetişmekte olan Z kuşağı ile biliyoruz ki katılımcı bir yönetim şekli sergileyen organizasyonlarda çalışan bağlılığı çok daha yüksek, bağlılık arttıkça da çalışanların iç motivasyonları, yani işlerinden anlam bulmaları, tatmin duymaları ve dolayısı ile de “beklenenin ötesinde bir tuğla” da kendilerinin koymaları mümkün oluyor.

Bu nedenle kadının farklı olmaya çalışmadan, kendine yaptığı eleştirileri fark edip, kendi özelliklerini sergileyecek şekilde varlığını ortaya koyması, koyabilmesi kurumların performansında bir kaldıraç etkisi yaratmasını sağlıyor.

İşte bu yüzden Sevgili Kadınlar,

İster üretim alanında bir kalite problemini tartışın, ister üst yönetim toplantısında şirketin geleceği ile ilgili önemli bir kararı; verilerin gösterdiği üzere erkeklerin kurum hayatında dolayısı ile de bu ekipler içinde daha fazla olmaları dolayısı ile, ekiplerde erkek beyin daha baskın olacak ve herkesi duymadan hızlı karar almaya, risk almaya meyilli olunacak. Öyle ki bunu bir akıntı gibi düşündüğünüzde öyle güçlü olacak ki akıntı, o gürül gürül akan suya karşı sesini yükseltmek, tüm önyargılara rağmen güvenle kendinizi ifade etmek, kurduğunuz bağlantılar ile birlikte tespitlerinizi dile getirdiğinizde “amma abartıyor” bakışlarına maruz kalmanız mümkün olabilir.

Oysa akıntıya kapılmayıp, akıntıya karşı durabildiğimizde daha aklı selim, genelin hayrını daha çok dikkate alacak, daha uzun vadede faydalı planlar yapmak, kararlar almak mümkün olacak.

İş hayatını konuşuyoruz, bununla birlikte toplumun her noktasında, aile hayatında, siyasette bu sesin daha fazla çıkmasına ve mevcut akıntının yönünün değişmesine çok ihtiyaç var.

Lütfen kadın olarak hepimizin çok fazla meyilli olduğumuz üzere, kendimizi eleştirmeye, kendi kendimize ayak bağı olmayı bırakıp “olduğumuz gibi” iken “katılımcı”, “yüreklendiren”, “besleyen” gücümüzün farkında olalım.

Ve sadece kadınlar olarak birbirimize değil, kadın erkek hepimiz bunu unutan kadınlara hatırlatalım.

Çünkü kadının katılımı, sadece kadınların iyiliği, refahı için değil aynı zamanda erkeklerin de iyiliği, refahı için gereklidir.

Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun…